Zekatın Hikmetleri

0
18

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah’ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür.” (Bakara, 110)

Rasûlullah (sav) buyurdular:

“İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak.” (Buhârî, Îmân 1, 2; Tefsîru sûre (2), 30)


Zekâtın hikmetlerini birkaç maddede özetleyebiliriz:

1) Zekât zenginle yoksulu birbirine yaklaştırır, zengin yardım etmenin sevincini yaşarken, yoksul da zengine karşı sevgi ve saygı duyar. Kıskançlıklar ortadan kalkar.

2) Zekât, çalışmaktan âciz olanlara normal bir hayat sürme imkânı sağlar. Toplumu yoksulluktan, devleti zayıflıktan korur. Allah’ın Rasûlü şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü yoksullar sebebiyle vay zenginlerin haline! Yoksullar şöyle diyecekler: Rabbimiz! Senin bize ayırdığın hakları vermemek suretiyle bize zenginler haksızlık ettiler. Allah Teâlâ şöyle buyuracaktır: “İzzet ve celâlim hakkı için, sizi kendime yaklaştıracağım, onları ise uzaklaştıracağım” Bundan sonra Hz. Peygamber: “Zenginlerin mallarında dilenen mahrûm olanlar için belli bir hak vardır” âyetini okumuştur. (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, III, 62; Meârîc, 70/24)

3) Zekât, kişiyi cimrilikten korur, cömert ve eli açık yapar, diğergamlık duygularını güçlendirir.

Servetinin bir bölümünü sırf Allah rızası için yoksul dindaşlarına veren ve buna karşılık onlardan bir şey beklemeyen kimse, sürekli olarak toplum yararını kişisel yararı üzerinde tutma alışkanlığını kazanmış olur.

4) Zekât malın bir şükrüdür ve Allah Teâlâ’nın gazabını söndürür. Gerçekte malı azaltmaz, bereketlendirir ve arttırır. Kur’ân-ı Kerîm’de; “Eğer siz şükrederseniz, mutlaka verdiğim nimetleri arttırırım” (İbrâhim, 7) buyurulur. Malın zekâtını vermek, baharda üzüm bağlarından fazla filizleri temizlemeye benzer. Bunlar temizlenmezse bütün çubuklarda gelişen üzüm salkımlarını kök besleyemez, salkımlar zayıf ve verimsiz kalır. Zekâtı verilmeyen servetin durumu da bunun gibidir.

5) İnsan sosyal bir varlıktır. Toplum dışı kalarak yalnız başına yaşamını sürdürmeye insan yaratılışı ile çelişir. Diğer yandan toplum bir bütündür. Herkes gelir ve kazanç elde etmede birbirinden yararlanır. Bu yüzden de meydana gelen servetlerde, başkalarının hakkı bulunur. Zenginin servetinin meydana gelmesinde, içinde yaşadığı toplumun katkısını kim inkâr edebilir? Böyle bir çevrede değil de dağın başında tek başına yaşasaydı bu servet meydana gelir miydi? İşte bütün nimetleri veren Allah’a şükür ve içinde yaşadığı topluma teşekkür borcu zekât emrine uymakla ödenmiş olur.

6) İnsanın mayası toprak olduğundan, toprağın suyu emip tutması gibi insan da malı tutma özelliği vardır. Toprağın aldığı rutubetle bitki bitirmesi gibi, insanın başkalarına vermek suretiyle, cimrilik duyguları azalır. Binaenaleyh zekât, en az alan kadar, veren için de yararlıdır. (Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yay.)

 

Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

el-Mümît: Ölümü yaratan, ecelleri geldiğinde canlıları öldüren, mahlûkuna bağışlamış olduğu his ve hareket enerjisini zamanı gelince kesen demektir.

Kısa Günün Kârı

Zekât, ödeyicisini günahtan, malın kirinden temizler ve mânevî derecesini yükseltir.

Lügatçe

mahrûm: Yoksun.
diğergam:
Kendisinden çok başkasını düşünen, başkasının derdiyle dertlenen.
binaenaleyh:
1. Bundan dolayı. 2. Dolayısıyla.

Altınoluk

 

 

email

Hafız Yetiştiriyorum

Bir yorum ekleyin