Mescid-i Nebevîdeki 8 sütunun hikmeti

0
22

Medine’deki Mescid-i Nebevi’nin içinde bulunan 8 sütunun arasında bulunan alana Ravzâ-i Tâhire denilmektedir. Hiçbir zaman yerleri değiştirilmeyen bu 8 sütunun anlamı:

Bu kutlu mescidi herşeyi ile anlatmak ciltlerce kitabı dolduracağından, sâdece Ravzâ-i Tâhire’deki, Peygamberimizin hâtırâlarını taşıyan 8 sütundan bahsetmekle yetineceğiz.

Ravzâ-i Tâhire, Medine’deki Mescid-i Nebevî’nin içinde bulunan Peygamberimizin türbesi ile minberi arasına verilen isim. Bu ismi bizzat Peygamberimiz takmış ve şöyle buyurmuştur: “Benim mezarım ile minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir.”

Ravza, bahçe demektir. Tâhire ise tertemiz. Mescid-i Nebî’de her taraf kırmızı halılarla kaplı iken, Ravza-i Mutahhara’daki halılar yeşildir. Burada bulunan 12 sütun, Sultan Üçüncü Selim’in emriyle mermerle kaplanmış ve pâdişahın bizzat kendisinin yazdığı Na’tı Şerif, bu sütunlara sülüs hattı ile kabartmalı bir şekilde nakşolunmuştu.

Bu sütunlardan 8 tânesinin çok özel bir kıymeti var. Her biri peygamberimizin hâtırâlarıyla süslenmiş bu 8 sütunun üzerine, hâtırâların kaybolmaması için yine 3. Selim tarafından isimleri yazılmıştı.

Peygamberimiz zamânında Mescid-i Nebevî’nin sütunları, hurma ağaçlarıydı. Daha sonraki zamanlarda bu ağaçlar sökülerek yerine direkler dikildi. Lâkin hiçbir zaman yerleri değiştirilmedi. Şu an hâlâ Peygamberimiz zamanındaki hurma ağaçlarının yerlerinde duruyorlar.

Sonraki yıllarda ilâve edilen pek çok sütunla birlikte, sütun sayısı 327’ye ulaştı. Bu sütunların 22 tânesi maksûrenin içindedir. (Maksûre, Rasûlüllah, Ebû Bekir ve Ömer’in yanyana kabirlerinin bulunduğu odaya denir) Şu an Mescid-i Nebevî’de iki tip sutun vardır ki; Tabanları pirinçle kaplı, Osmanlılara âit kırmızı direkler (sonradan Suûdîler tarafından beyaza boyandığı için hafif pembemsi bir renk almışlar) ve Suûdîler’e âit beyaz direkler. Duvar diplerindekiler kare, diğerleri yuvarlaktır. Şimdi gelelim, hâlâ asr-ı saâdetin hâtırâlarını taşıyan ve üzerlerinde isimleri yazan meşhur 8 direğe…

HZ.PEYGAMBER’İN HEP YANINDA NAMAZ KILDIĞI SÜTUN

Kokulu Sütun-Mushaf Sütunu denilen bu sütun, Hz. Peygamber’in dâimâ yanında namaz kıldığı sütundur. Rasûlüllah’ın hutbe verirken dayandığı hurma kütüğü (orijinal ismiyle hanânetül-ciz, yani ağlayan hurma kütüğü, diye meşhurdur) bu sütuna bitişikti. Sahâbeden Übey bin Ka’b, Mescid-i Nebevî’nin genişletilmesi esnâsındaki yıkım sürecinde kütüğü evine taşıdı. Bir süre sonra bu kütük, ağaç kurtları tarafından yendi.

Peygamber Efendimiz’in namaz kıldırdığı yerde bulunduğu için sahâbeler tarafından bu sütunun üzerine dâimâ esans sürülür, güzel kokması sağlanırdı. Bu yüzden “Kokulu Sütun” ismini almıştı. Kıble tarafından Mihrâb-ı Nebevî’ye bitişik olan bu sütunun yanında namaz kılmak için yarışırlardı sahabeler. Mâlikî mezhebinin kurucusu Mâlik bin Enes: “Yalnız kılınan namazların en fazîletlisi, kokulu sütunun yanında kılınan namazdır” buyurmuştu.

MUHACİRLERİN TOPLANMA YERİ

İşe Sütunu-Muhâcirler Sütunu, minber tarafından, kıble tarafından ve maksûre tarafından üçüncü sütundur. Peygamberimizin hanımı Hz. Aişe, teheccüd namazlarını bu sütunun yanında kılardı. Ve yine bu sütunun yanında hadis rivâyet ederdi. Kıble, Kudüs’ten Kâbe’ye çevrildiğinde Hz. Peygamber, 2 ya da 3 hafta kadar bu sütunun yanında kıldırmıştı namazları. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer de bu sütunun yanında namaz kılmayı alışkanlık hâline getirmişlerdi. Mekke’den Medîne’ye hicret eden muhâcirler, umûmiyetle burada toplanıp sohbet ettikleri için, sütunun bir diğer ismi de Muhâcirler Sütunu olmuştu.

EBU LÜBABE, ALTI GÜN SÜTUNA BAĞLI YAŞADI

Tevbe Sütunu-Ebû Lübâbe Sütunu minber tarafından dördüncü, maksûre tarafından ikinci, kıble tarafından da üçüncü sütundur. Peygamberimizin kabrinin, hattâ başının hizâsındadır. Ebû Lübâbe bin Abdülmünzir isimli sahâbenin, bu sütuna bağlı iken tevbesinin kabûl olunması sebebiyle Ebû Lübâbe ve Tevbe Sütunu isimlerini almıştı. Hâdise şöyle vukû buldu: Ebû Lübâbe, Peygamberimizin elçisi olarak Benî Kureyza Yahudileri’ne gidip, teslim olmalarını istedi. Yahudiler, “Teslim olursak Peygamberiniz bize ne yapar” diye sormaları üzerine Ebû Lübâbe “Peygamber hepinizi öldürecek” dedi. Aldıkları bu cevap karşısında son derece panikleyen ve korkan Yahudiler, anlaşma yapmaktan vazgeçtiler. Anlaşma yapılmasına engel olduğu için pişman olan Ebû Lübâbe, “Yüce Allah beni affedip, tevbemi kabul edeceği âna kadar burada kalacağım.” diyerek kendisini bu sütuna bağladı.

Tevbe Sûresi 102. ayet nâzil olup bu sahâbenin tevbesinin kabul olunduğu bildirilince de “Tevbe Sütunu” ismini aldı. Bu sütun, Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Hz. Ümmü Seleme’nin kapısının önünde idi. Hâdiseyi duyan Rasûlü Ekrem, “O, bana ilticâ etseydi, O’nun için duâ eder, Allah’tan af dilerdim. Mâdem ki Allah’a ilticâ etti, o halde affını Allah’tan beklesin, ben bir şey yapamam” buyurmuştu. Ebu Lübâbe, altı gün bu sütuna bağlı kaldı. Namaz vakitleri ve aslî ihtiyaçlarında hanımı gelerek onu çözer, namaz akabinde tekrar bağlardı. Altıncı günün sonunda Peygamberimiz, hanımı Ümmü Seleme’nin evindeyken, Ebû Lübâbe’nin tevbesinin kabul olunduğunu bildiren Tevbe Sûresi 102. ayet nâzil oldu. Müjdeyi Ümmü Seleme verdi, ipleri Rasûlü Ekrem çözdü. Rasûlüllah nâfile namazlarını bu sütunun yanında kılar ve sabah namazlarından sonra da sütuna yaslanarak oturur, ashâbıyla sohbet eder, yeni nâzil olan âyetleri okur, rüyâ görenlerin rüyâlarını tâbir ederdi. Îtikâf -Yatak Sütunu minber tarafından beşinci, maksûre tarafından birinci sütundur. Tevbe Sütunu’nun doğusunda ve muvâcehe parmaklıkları arasındadır. Rasûlüllah’ın kabr-i şeriflerinin batı duvarına bitişiktir. Peygamberimiz her Ramazan ayında, Kadir gecesini değerlendirmek maksadıyla mescidde îtikafa çekilirdi. Yatağını buraya serdiği için sütun, bu ismi aldı. Peygamberimizin yatağı, içi hurma lifleriyle dolu hasırdan ibâretti. Hz. Ömer de bu sütunun yanında îtikâfa çekilirdi.

HZ.PEYGAMBER’İN KORUMALARI

Muhâfızlar Sütunu-Hz. Ali Sütunu kıbleden îtibâren Serîr (Yatak) Sütunu’nun arkasına düşer. Hücre-i Saâdet’in parmaklıkları arasındadır. Hz Peygamberin, mescide girip çıktığı kapının sağındaki sütundur.

Peygamberimizi koruyan muhâfızlar, Hz. Aişe’nin evinin kapısının önündeki bu sütunun yanında beklerlerdi. Bu sebeple muhâfız mânâsına gelen Muharras ya da Haras Sütunu ismi verilmiştir. Rasûlüllah’ı korumak için sahâbeler, gece-gündüz nöbet bekliyorlardı bu sütunun yanında. Nihâyet, “Allah seni insanlardan korur” (Mâide-67) âyeti inince, Peygamberimiz muhâfızları gönderdi. Bilhassa Hz. Ali, bu sütunun yanında namazlarını kılar, Rasûlüllah’ı suikastlerden korumak için burada nöbet tutardı. Bu yüzden Hz. Ali Sütunu ismiyle de anılır.

YABANCI HEYETLERİN KABUL SÜTUNU

Heyetler Sütunu-Meclisi Kılâde sütunu da Hücre-i Saâdet’in parmaklıklarına yapışıktır. Hz. Peygamberin, mescide girip çıktığı kapının solundaki sütundur. Vüfûd, “Heyetler” demektir. Hz. Peygamber, yabancı heyetleri burada kabul ederdi. Daha sonra ashâbın büyükleri de burada toplanmayı âdet hâline getirince sütun, “Meclis-i Kılâde” diye de anılır oldu. Serîr, Muharras ve Vüfûd Sütunları, Hücre-i Saâdet’in Ravza-i Mutahhara’ya bakan batı duvarına bitişiktir.

Marbaatül-Kabr Sütunu-Cibril Sütunu Batı duvarının, kuzeye büküldüğü köşe ile Heyetler Sütunu arasındadır. “Kabrin Köşesi” anlamına gelir. Hz. Peygamber’in kabrini çevreleyen duvarın iç tarafında kaldığı için görmek mümkün değildir. Makâm-ı Cibrîl de denen bu sütun, Hz. Fâtımâ’nın odasının yanındaydı. Rasûlüllah sabahları buraya gelir ve yüksek sesle âyetler okuyarak kızına, Hasan ve Hüseyin’in namaza kaldırılmasını îmâ ederdi.

Kıble tarafından, Hz. Fâtımâ’nın evinin arkasındadır. Rasûlüllah, teheccüd namazlarını dâimâ bu sütunun yanında kılardı. Ramazanın son 10 gününde de bâzan burada bâzan da Serîr Sütunu’nun yanında îtikafa girerdi. Peygamberimizin burada teheccüd namazı kıldığını farkeden ashâp da O’na katılmaya başladılar. Bir zaman sonra gece namazları bu sütunun yanında, vakit namazları gibi kalabalık bir cemaatle edâ edilmeye başlandı. Bu yüzden Peygamberimiz (farz olmasın diye) gece namazlarını evinde kılmaya başladı. Şu an hâlen bu sütunlar, Sultan 3. Selim tarafından isimleri süslü çelenk kabartmalar içinde yazılı haldedir.


Mescid-i Nebevi’nin Krokisi

PEYGAMBER MESCİDİNDEKİ SÜTUNLAR

1. Elçiler Sütunu

Hücre-i Saadet ile Ravza arasındaki bir nolu sütundur. Hz. Peygamber bu direğin bulunduğu yerde Medine’ye gelen heyetleri, elçileri ve misafirleri kabul ederdi.Ayrıca ashabın ileri gelenleri ile de burada toplanır ve önemli kararları burada alırdı.Bu nedenle buraya Heyetler Sütunu da denir.

2. Muhafız Sütunu

Toplantı sütununun güney tarafındaki iki nolu sütundur. Hz. Ali ve emrindeki sahabeler Hz. Peygamberi korumak için burada beklerlerdi. Hz. Ali, Peygamber efendimizin özel muhafızlığını yapardı. Hz.Ali ile ilgili hatıralar taşıyan bu sütuna Ali Sütunu da denilir.

Maide Suresinin 67. ayeti nazil olunca Rasulullah Efendimiz evinden çıkmış ve müminlere “Ey insanlar beni korumak için bir daha buraya gelmeyin, bundan böyle beni Allah (CC) koruyacaktır” demiştir.

Maide Suresi 67. ayetin meali: Ey resul rabbinden sana indirileni tebliğ et, şayet bunu yapmazsan elçilik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni (inanmayan) insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah kafirleri doğru yola eriştirmez.

3. İtikaf Sütunu

Muhafız sütununun güney tarafındaki üç nolu sütundur. Hz. Peygamber Efendimizin itikafa girdiği yerdir.Peygamber Efendimiz burada hurma dallarından ve yapraklarından yapılan bir sedirde oturur, ibadet eder ve istirahat ederlerdi.

Peygamberimizin İtikafa girdiği bu yere Serir Sütunu da denir.

4. Tevbe Sütunu (Ebu Lubabe Direği)

Muhafız sütununun batı tarafındaki ilk sütundur. Mekkeli müşrikler Hendek Savaşı esnasında Medine’yi kuşatmışlardı. Medine’de yaşayan Yahudi Beni Kureyza kabilesi Medine’yi savunmak için müslümanlar ile işbirliği yapmışlar fakat savaş başladıktan sonra müslümanlarla anlaşma yapmalarına rağmen hainlik yaparak Mekkeli müşriklerin tarafına geçmişlerdi.

Hendek savaşının sonunda müslümanlar galip gelince Hz. Peygamber yahudilerin bu tutumuna çok kızdı ve bunlara ceza verilmesini istedi. Yahudiler kendilerine nasıl bir ceza verileceğini öğrenmek için sahabeden Ebu Lubabe ile istişare yaptılar. Ebu Lubabe farkında olmadan bazı önemli bilgileri Yahudilere söyledi.

Ebu Lubabe, hata yaptığını ve Hz. Peygambere ihanet ettiğini anlayınca Mescidi Nebeviye geldi ve kendisini bir direğe bağlayarak Allah tarafından tövbesi kabul edilene kadar hiçbir şey yiyip içmeyeceğine dair yemin etti.

ALLAH (CC) 7 gün sonra Ebu Lubabenin tövbesini kabul etmiş ve bu konu ile ilgili Enfal Suresi 27. ayet nazil olmuştur. Bunun üzerine bizzat Hz. Peygamber Ebu Lubabeye tövbesinin kabul edildiği müjdesini vererek iplerini çözdü.

Bundan dolayı bu sütuna Tevbe Sütunu denir.

Enfal Suresi 27. ayet meali: Ey iman edenler Allah ve resulüne ihanet etmeyiniz. Emanetlerede ihanet etmeyiniz.

5. Hz. Ayşe Sütunu (Muhacirin Direği)

Hücre-i Saadet tarafından üçüncü ve minber tarafından üçüncü olan sütundur. Hz. Ayşe validemizin bildirdiğine göre Hz. Peygamber burası Mescidi nebevinin en önemli noktalarından biridir demiştir.

Peygamberimiz (SAV) kıblenin değiştirilmesinden sonra iki yada üç ay süreyle bu sütunun olduğu yeri mihrap olarak kullanmıştı.Daha sonra ise Muhallaka sütunun bulunduğu yer mihrap olarak kullanılmıştır.

Ayrıca Mekke’den gelen muhacirler burada toplanır ve bir araya gelirlerdi. Onun için buraya Muhacirin Sütunu da denir.

6. Muhallaka Sütunu (Ağlayan Kütük)

Peygamber mihrabının bitişiğindeki sütundur. Mescidi  Nebevi, ilk inşa edildiği zamanlarda Peygamber efendimiz hutbesini buradaki bir hurma kütüğüne dayanarak okuyordu. Bu kütük yıllarca Sevgili Peygamber(sav)’in sesini ve nefesini dinlemişti.

Mescitte Cuma namazını kılmak için gelenlerin sayısı günden güne artmaktaydı. Sahabiden birisi Peygamber Efendimize

-Ya Rasulullah! Cemaat gün geçtikçe daha da artıyor.Arka tarafta namaz kılanlar seni görmekte ve sesini duymakta zorluk çekiyorlar. Dilerseniz size bir minber yapalım. Siz de onun üzerine çıkarak cemaate seslenin.

Hz.Peygamber bu fikre sıcak baktı ve sonraki cumaya üç basamaklı bir minber yapıldı. Hz.Peygamber hutbeyi okumak yeni yapılan minbere çıktığı esnada ağlama sesine benzer bir inilti duyulur

Herkes mescidde  iniltinin nereden geldiğini ararken bu iniltilerin hurma kütüğünden geldiği fark edilir. Belliki kuru hurma kütüğü bile onun ayrılığına dayanamamıştır. Bunun üzerine Sevgililer Sevgilisi(sav) minberden iner, o kütüğün yanına gelir, okşar, teselli eder ve cennette dikilip sonsuza kadar müminlere hurma verecek bir ağaç olacağını müjdeler. Kütüğün inlemeleri yavaş yavaş azalır ve susar…

Peygamber(sav)’imiz daha sonra tekrar minbere çıktı ve  hutbesini irad etti ve Allah’a hamd-ü senada bulunup şöyle dedi:

Doğrusu şu hurma kütüğü benim ondan ayrılışıma dayanamadığı için ağladı ve bana olan özleminden inledi. Vallahi yanına varıp onu teskin etmeseydim iniltisi kıyamete kadar kesilmeyecekti.

Hasan Basri(ra), yıllar sonra bu olayı anlatırken ey Müslümanlar kuru kütük bile ALLAH elçisinin sevgisinden, hasretinden ağlayıp inliyor… YA SİZ İNSAN OLARAK NE YAPIYORSUNUZ der.

MİHRAPLAR

Mihrab-ı Nebevi

Peygamber Efendimizin mihrabıdır.  Peygamberimizin zamanında mescitte mihrap yok idi. Hicri 91 yılında Emevi Halifesi Ömer Bin Abdülaziz, Peygamberimizin namaz kıldırdığı bu yere mihrapların en güzeli olan Mihrab-ı Nebevi’yi yaptırmıştır. Bu mihrapta yada yakınınında namaz kılmak, kılabilmek ne büyük bir heyecandır, ne büyük bir mutluluktur. Allah (CC) herkese nasip etsin İnşallah.

Mihrabı Nebevi ve Ağlayan Kütük

Hz. Osman Mihrabı

Mescidin kıble tarafındaki duvarında bulunmaktadır. Hz. Osman (R.A.) Mescidin genişletilmesinden sonra bu noktada namaz kıldırmaya başlamıştır. Ömer Bin Abdülaziz tarafından yapılmış olup günümüzde halen namaz kıldırılan yerdir.

Hanefi Mihrabı

Minberin sağ tarafından 2. ve 3. sütunun arasında kalan mihraptır. Hanefi İmamlarının namaz kıldırdığı mihrap olduğu için bu adla anılmıştır. Hicri 860 yıllarında Doğan Şehy tarafından yapılan mihrap daha sonra Hicri 938 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yenilenmiştir.

Teheccüd Mihrabı 

Hücre-i Saadet’in kuzey duvarına bitişik olan bölüm olup  Peygamber Efendimizin teheccüd namazını kıldığı yerdir. İşte kutsal toprakları ziyaret edenler için bir fırsat daha, Sevgili Peygamberimizin teheccüd namazı kıldığı yerde sizde teheccüd namazı kılmak istemezmisiniz.

Sultan 3. Murat’ın Yaptırdığı Muhteşem Minber

MİNBER

Mescitte önceleri bir hurma kütüğüne yaslanarak cemaate hitap eden Peygamber Efendimiz için Hicretin 7. yılında üç basamaklı bir minber yapılmıştır. Sonraları defalarca değişen ve yenilenen minber son olarak Osmanlı Sultanı Üçüncü Murat tarafından 1590 yılında yeniden yaptırılmış ve mescitteki yerine konulmuştur. Bu minber bugün halen kullanılan minberdir.

RAVZA-I MUTAHHARA

Peygamberimizin kabri şerifi ile minber arasında kalan kısımdır. Ravza, bahçe demektir. Ravza-i Mutahhara ise cennet bahçesi manasına gelir. Mescitte bu alan diğer tarafların aksine yeşil halılar ile döşenmiştir.

Peygamberimiz bir hadisi şerifte:

”Evim ile minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir”  demiştir.

Allah(cc) herkese burada namaz kılmak ve dua etmek nasip etsin.

Cennet Bahçesi – Ravza-i Mutahhara

HÜCRE-İ SAADET

Mescidi Nebevi inşa edilirken Peygamber Efendimiz için iki oda yapılmıştı. Bunlardan biri Hz. Aişe’nin odasıydı ve Peygamberimiz son günlerini burada geçirmiştir. Hicri 632 yılında ruhunu teslim eden Resulu Ekrem efendimiz bu odaya defnedildi. Hz. Aişe’nin odası bundan sonra ”Hücre-i Saadet” olarak anılmaya başlanmıştır.

Hücre-i Saadet’in Selam Bölümü

Hz. FATIMA’NIN EVİ

Hz. Fatıma’nın evi Hücre-i Saadet’in kuzey kısmında bulunuyordu. Ömer Bin Abdülaziz zamanında mescitin genişletme çalışmaları çerçevesinde Hz. Fatımanın evi Hücre-i Saadet’in içine katılmıştır.

Hz. EBUBEKİR’İN EVİ

Hz. Ebubekir’in evi Hücre-i Saadet’in batı kısmında bulunmaktaydı. Hz. Ebubekir’in evine konuk olup iki rekat namaz kılmak istermisin. Minberin olduğu yerden batıya doğru yürüyün ve sütunları saymaya başlayın, 5. sütunun olduğu yer Hz. Ebubekir Sıddık (R.A) evidir.

SUFFA

Mescid-i Nebevinin kuzey doğusunda yer alır. Burası Resulallah’ın(sas) emri ile üzeri hurma dalları örtülüp gölgelik yapılmıştı. Adınada gölgelik manasına gelen ”Suffa” adı verilmişti. Suffa; kimsesiz, bekar ve fakir müslümanların barındığı ve Kuran eğitimi aldığı bir yer olmuştur. Burada yetişen en ünlü sahabilerden birisi Ebu Hureyre(R.A.) dir.

Suffa ve Teheccüt Mahfili

MÜEZZİN MAHFİLİ

Hz. Osman (R.A.) , Bilali Habeş’in müezzinlik yaptığı yere zeminden yükseltilmiş ve etrafı çevrilmiş bir mahfil yaptırmıştı. Hz. Osman (R.A.) sık sık namazlarını burada kılıyordu. Daha sonra müezzin mahfili olarak kullanılan bu mekan Memluk Sultanı Kayıt Bey zamanında tamamen mermerden yapılarak hizmete devam etmiştir.

email

Hafız Yetiştiriyorum

Bir yorum ekleyin