Aşura (Aşüre) Günü

0
40

Âşûrâ Günü

 

Âşûrâ orucunu sünnete uygun bir şekilde tutmak isteyen kardeşlerimizin, Muharrem ayının 9. günü olan 29 Eylül Cuma günü ile Âşûrâ günü olan 30 Eylül Cumartesi gününü ya da 30 Eylül Cumartesi ile 1 Ekim Pazar günlerini oruçlu geçirmeleri gerekiyor.

Muharrem ayı haram aylardan olduğundan ve haram aylarda üç gün oruç tutmanın fazîletine dair husûsî deliller bulunduğundan; 29 Eylül Cuma, 30 Eylül Cumartesi ve 1 Ekim Pazar günlerini oruçlu geçirmek hem âşûrâ orucunu tutmaya hem de sözünü ettiğimiz haram aylarda üç gün oruç tutmaya vesile olacaktır.

 

 

‘Âşûrâ’ kelimesi, Arapça’da ‘on’ sayısından türemiş bir kelime olup Muharrem ayının onuncu gününü ifade etmede kullanılmaktadır. Hazreti Âdem’in tevbesinin kabul edildiği, Hazreti Nûh’un gemisinin Cûdî dağında durduğu, Hazreti Süleyman’a mülk bahşedildiği, Hazreti Ya‘kûb’un oğlu Hazreti Yûsuf’a kavuştuğu, Hazreti Mûsâ ve Ashâbının (Salavâtullâhi Alâ Nebiyyinâ ve Aleyhim Ecma‘în) Firavun ve ona uyanların elinden kurtulduğu; Cebrâil, İsrâfil, Mîkâil gibi büyük meleklerle Arş, Kürsî, Kalem, Semâ ve Cennet’in yaratıldığı gün olması hasebiyle Muharrem ayının onuncu günü olan Âşûrâ günü, pek mübârek bir gündür. Bu güne geçmiş ümmetler ta‘zîm ettikleri gibi, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve Ashâbı (Radıyallâhu Anhum) da ta‘zîm etmişlerdir.

Âşûrâ Gecesini İhyâ Etmenin Fazîleti

Âşûrâ gecesi ihyâsı müstehab olan gecelerdendir. Nitekim Ebû Hüreyre (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim o günde oruç tutarsa, kırk seneye keffâret olur (o kadar günahı da olsa silinir). Âşûrâ gecesini ihyâ edip de o günde oruçlu sabahlayan kimse, (çok kolay öleceği için)öldüğünde nasıl öldüğünü bilmez.”[1]

Hazreti Ali (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim âşûrâ gecesini (ibâdetle, zikirle, namaz ve duâlarla geçirerek) ihyâ ederse, Allâh-u Te‘âlâ da onu dilediğince ihyâ eder.”[2]

Allâh-u Te‘âlâ’nın meşîeti (dilemesi) sonsuz olduğuna göre, bu geceyi ihyâ edenin iki cihanda nihâyetsiz sûrette ihyâ olacağı, âbâd olacağı, her türlü murâdına nâil olup, her korkusundan emin olacağı âşikârdır. Bu müjde sınırlı kılınmayıp Allâh-u Te‘âlâ’nın sonsuz dilemesine havâle edilirse artık onun sınırını kim çizebilir?!

Ebû Hüreyre (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim âşûrâ gecesini (ibâdetle, zikirle, namaz ve duâlarla geçirerek) ihyâ ederse, sanki o kişi Allâh-u Te‘âlâ’ya semâvât ehlinin ibâdeti kadar ibâdet etmiş gibi olur.”[3]

Âşûrâ Gününü Oruçlu Geçirmek

Peygamber Efendimiz ve Ashâbı Medîne’ye geldiklerinde Yahûdîlerin âşûrâ gününde oruç tuttuklarını görmüşler ve sebebini sorduklarında Hazreti Mûsâ ve Ashâbının, Firavun’un elinden o gün kurtuldukları yönünde cevap alınca bunun üzerine Hazreti Mûsâ (Aleyhisselâm)a hürmet konusunda asıl layık olan kimselerin mü’minler olduğu inancıyla bu günde oruç tutmaya başlamışlardır. Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bir başka hadîs-i şerifinde âşûrâ gününün, Peygamberlerin oruçlu geçirdiği bir gün olduğunu beyân etmiştir.

Âşûrâ Gününü Bir Gün İlâveyle Oruçlu Geçirme Emri

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) âşûrâ gününü, bir gün öncesi ya da sonrasını ilave ederek oruçlu geçirmeyi emir buyurmuştur. Bu emre riayetle; Muharrem ayının 9 ve 10. günleri ya da 10 ve 11. günlerinde oruç tutulmalıdır.

Âşûrâ Orucuna Niyet

Âşûrâ orucu müstehab oruçlardan olduğundan mutlak olarak: “Yâ Rabbî niyet ettim senin rızân için oruç tutmaya” şeklinde niyet etmek kâfidir. Hanefî mezhebine göre bir kimse imsâk vaktinden önce niyet etmemişse bile, bu vakitten itibaren kaba kuşluk vaktine kadar oruç bozucu herhangi bir şey yapmadığı takdirde âşûrâ orucuna niyet edebilir.

Dipnotlar


[1] Abdülkâdir el-Geylânî, el-Ğunye, 2/89
[2] Abdülkâdir el-Geylânî, a.y.
[3] Abdülkâdir el-Geylânî, a.y. Süyûtî, el-Le’âli’l-Masnû‘a, 2/109-110


 

Âşurâ Günü ve Fazîleti

Âşûrâ gününe tâzim etmek Peygamberimizin sünnetlerindendir. Âşûrâyı on sayısı ile ilgili olan aşr ve âşir veya develerin güdülmesiyle ilgili ışr kökünden türemiş Arapça bir kelime kabul edenler olduğu gibi, bu dilde “fâûlâ” vezninin bulunmadığını ileri sürerek İbrânîce’den geldiğini söyleyenler de vardır. Fakat âlimlerin çoğu bu görüşe katılmamakta, kelimenin Arapça asıllı olduğunu benimsemektedirler. Buna göre, bu güne Âşûrâ denmesi, Muharrem ayının onuncu günü olması itibariyledir. Bir rivâyete göre de; Muharrem ayının onuncu gününde, on peygambere on kerâmet ihsân edildiği cihetle bu güne Âşûrâ denmiştir.

Mübârek bir gün oluşu şu hususlardan ileri gelmektedir: Bu günde Hazreti Âdem’in tevbesi kabul edildi, Hazreti Nûh’un gemisi Cûdî dağında kararlaştı, Hazreti Süleymân’a mülk verildi, Hazreti Yûnus balığın karnından çıkarıldı, Hazreti Yâkûb, oğlu Hazreti Yûsuf’a kavuştu. (Salevâtüllâhi Alâ Nebiyyinâ ve Aleyhim Ecma’în) Ayrıca Cebrâîl, İsrâfîl, Mîkâîl(Aleyhimüsselâm)ArşKürsîKalemSemâ ve Cennetin o gün yaratıldığı bilgisi de kitaplarda kayıtlı bulunmaktadır.[1]

Âşûrâ, Hazreti Nûh (Aleyhisselâm)’dan itibaren bütün Sâmî dinlerde mevcut olan ve Câhiliye devri Araplar’ı arasında da Hazreti İbrâhim (Aleyhisselâm)’dan beri önemli görülüp oruç tutulan bir gündür. Bu görüş, Hazreti Âişe (Radıyallâhu Anhâ) ile Abdullah b. Ömer(Radıyallâhu Anh)’in rivayetlerine dayanır. Hazreti Âişe (Radıyallâhu Anhâ)’nin rivayeti şöyledir: “Âşûrâ Kureyş’in Câhiliye devrinde oruç tuttuğu bir gündü. Resûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) da buna riayet ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretmişti. Fakat ramazan orucu farz kılınınca kendisi âşûrâ gününde oruç tutmayı bırakmış, bundan sonra müslümanlardan dileyen bu günde oruç tutmuş, dileyen tutmamıştır”.[2] Abdullah b. Ömer (Radıyallâhu Anhumâ)’in aynı konudaki rivayeti de şöyledir: “Âşûrâ Câhiliye devri insanlarının oruç tuttuğu bir gündü. Fakat ramazan orucu farz kılınınca Resûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’a âşûrâ konusu sorulmuş, o da, ‘Âşûrâ Allah’ın günlerinden bir gündür, dileyen bu günde oruç tutsun, dileyen tutmasın’ buyurmuştur”.[3] Ashap arasında ilimleriyle temayüz etmiş bu iki sahâbînin rivayetlerinden, âşûrânın Câhiliye devri Araplar’ınca önemli sayıldığı açıkça anlaşılmaktadır.

Hazreti Âişe (Radıyallâhu Anhâ)’nin âşûrâ gününde Kâbe örtülerinin değiştirildiğini anlatan diğer bir rivayeti de bunu desteklemektedir.[4] Araplar’ın, âşûrâ günü doğduğu rivayet edilen ve Kâbe’yi inşa eden ataları Hazreti İbrâhim (Aleyhisselâm)’in hâtırasına hürmeten bu günü yaşatmış olmaları uzak bir ihtimal değildir. Hazreti Mûsâ (Aleyhisselâm) ile İsrâiloğulları’nın Firavun’un elinden âşûrâ günü kurtulduğunu ve Hazreti Nûh(Aleyhisselâm)’ın gemisinin Cûdî dağına aynı gün oturduğunu söyleyen yahudileri HazretiPeygamber (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in tekzip etmemesi, hatta “Biz Mûsâ’ya sizden daha lâyıkız” diyerek bu günde oruç tutulmasını emretmesi,[5] âşûrânın Hazreti Nûh(Aleyhisselâm)’dan itibaren semavî dinlerde önemli bir yer işğal ettiğine işaret etmektedir.

Hazreti Nûh (Aleyhisselâm) zamanından beri bütün Sâmî dinlerde makbul sayılan âşûrâ gününde oruç tutmak yahudilere farz kılınmıştı. Onlar, yedinci ayları olan Tişrin’in onuncu gününe rastlayan âşûrâyı bayram telakki ederek birtakım merasimler icra eder ve bir yıllık günahlardan temizlenmek üzere oruç tutarlardı.[6]

Câhiliye devrinde Kureyş’in de tuttuğu âşûrâ orucunu Hazreti Peygamber (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bi‘setten önce tutmuş, sonra bir ara terk etmişse de, Medine’ye hicret edince Hazreti Mûsâ (Aleyhisselâm)’ın şeriatına uyarak ramazan orucu farz kılınıncaya kadar bir veya iki sefer o da bu orucu tutmuş ve müslümanlara da tutmalarını emretmiştir. Hatta bu konuda henüz bir emir bulunmamakla birlikte Resûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)münâdîler çıkararak âşûrâ orucunu halka duyurmuş, geceleyin oruca niyet etmeyenlerin günün yarısında haberdar olsalar dahi o andan itibaren oruca başlamalarını emretmiş,[7]ancak ramazan orucunun farz kılınmasıyla bu orucu isteğe bırakmıştır. Ramazan orucunun farziyetinden önce yirmi dört saat devam eden âşûrâ orucunun bu tarihten itibaren müstehap olduğunda ittifak eden âlimler, Hazreti Peygamber (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in bu konudaki emrinin ramazan orucundan önceki dönem için vücûb ifade edip etmeyeceği hususunda ihtilâf etmişlerdir. Ebû Hanîfe ile bazı Şâfiîler âşûrâ orucunun önceleri vâcip olduğunu, fakat bu hükmün ramazan orucu ile neshedildiğini, Hanbelîler ve bir kısım Şâfiîler ise müstehap olduğunu kabul etmişlerdir.

Müslüman Türkler’in dinî halk geleneğinde önemli bir yer tutan âşûrâ, aynı zamanda, muharremin onuncu günü başlamak üzere daha sonraki günlerde de özel merasimlerle pişirilip dağıtılan tatlı (aşure) ad olmuştur. Çok eskiden beri devam eden aşure aşı Osmanlılar döneminde sarayda da pişirilirdi. Helvacıların nezâretindeki aşçılar ve kiler ağaları tarafından hazırlanan aşure, muharremin onundan itibaren “aşure testisi” adı verilen özel kaplarla saray dairelerine ve halka birkaç gün süreyle dağıtılırdı. Anadolu’da zengin aileler ve esnaf teşkilâtları tarafından pişirilen aşure sebilciler, duagûlar ve halkın iştirak ettiği merasimlerle dağıtılır, bazı bölgelerde aşure dağıtımından sonra kurban kesilirdi. Günümüzde de âşûrâ orucu tutmak ve aşure tatlısı pişirmek bütün canlılığıyla devam etmektedir.[8]

Not. Aşûrâ çorbasının yapılması şart değildir.

Aşûrâ Günü Orucu

Âşûrâda oruç tutmanın fazileti konusunda sahih hadisler bulunmaktadır.

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)  Bu günü sürekli oruçla geçirmiş, sahabesine de böylece emretmiştir. Nitekim İbnu Abbas (Radıyallâhu Anhümâ) şöyle anlatmıştır:

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Medine’ye geldiğinde Yahudiler Âşurâ gününde oruç tutuyorlardı. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Onlara (bunun hikmetinden) sorunca: Bugün Hazreti Mûsâ (Aleyhisselâm)ın Firavun’a karşı galip geldiği gündür. (Biz de bugünü kutlamak için oruç tutuyoruz) dediler.

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de“Biz Musâ’ya (hürmet etmeye) onlardan daha layığız. Öyleyse siz de o gün oruç tutun” buyurdu.[9]

Yine bu konuda Rubeyyi binti Muavviz İbni Afrâ (Radıyallahu Anhâ) şöyle anlatmıştır:

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Âşurâ sabahı Medine’nin etrafında bulunan ensâr köylerine: “Her kim sabahladığında bir şey yemediyse gününün kalan kısmını (oruca niyet edip yemeyerek) tamamlasın. Herkim oruca niyet ederek sabahladıysa (gün boyu) oruç tutsun” diye haber yolladı. Artık biz o günü oruç tutar olduk, çocuklarımıza da tutturuyorduk. Biz onlara renkli pamuktan oyun malzemesi yapıyorduk. Onlardan biri yemek için ağladığı zaman iftar oluncaya kadar eline o oyuncağı veriyor (böylece onu oyalıyor)duk”[10]

Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh)dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: ‘’Âşurâ günü peygamberlerin kendisinde oruç tuttuğu bir gündür. Öyleyse siz de o gün oruç tutun.’’[11]

İbnu Abbâs (Radıyallahu Anhümâ)dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Oruç hususunda hiçbir gün için (diğer günlere kıyasla)üstünlük yoktur ancak ramazan ayı ve âşurâ günü (bundan) müstesnadır. (bu günlerde tutulan oruç senenin diğer günlerine göre derece bakımından daha yüksektir.)[12]

Yahudilere muhalefet olması için Âşurâ günü ile birlikte Muharremin dokuzuncu veya on birinci günlerinde de oruç tutulmalıdır. Nitekim İbnu Abbâs (Radıyallahu Anhümâ) şöyle anlatmıştır: Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Âşurâ günü oruç tuttuğunda (bize de) o günde oruç tutmayı emretti. (Sahabe-i kiram) “Yâ Rasûlallâh! Ama öyle bir gündür ki, Yahudiler ve Hıristiyanlar da o güne tâzim ediyor (ve o gün oruç tutuyor)lar” dediler. Bunun üzerine Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)“İnşallah önümüzde ki sene olduğunda(Âşurâ gününe onlardan daha çok saygı ve hürmet göstermek ve onlara benzememek için muharremin Âşurâ gününden bir önceki gün olan) dokuzuncu günde de oruç tutalım”buyurdu. (Maalesef) önümüzdeki sene gelmeden Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)vefat etti”[13]

Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in eşlerinden bazısından rivayet edildiğine göre: “Rasûlullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Zilhicce’nin dokuz günü, Aşure günü, her aydan üç gün ve ayın ilk Pazartesi ve Perşembesi oruç tutardı.[14]

İbnu Abbâs (Radıyallahu Anhümâ)dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Âşurâ gününde oruç tutun ve o günde Yahudilere muhalefet edin. Öncesinde veya sonrasında da bir gün oruç tutun.”[15]

Ebû Said el-Hudrî (Radiyallahu Anh) şöyle dedi: Rasûlullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Kim, Âşure orucu tutarsa o kişinin bir yıllık günahı bağışlanır.”[16]

Bu zikredilen hadisi- şerîf ve rivayetlerden, şu birkaç husus ortaya çıkmıştır:

a) Âşurâ günü orucu İsrailoğullarına tek gün olarak farz edilmişti.

b) Câhiliyet ehli de eski dinden bakiye olarak o gün oruç tutuyorlardı.

c) Ramazan farz edilmeden önce Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve Müslümanlar o gün oruç tutmuşlardı.

d) Ramazanın farziyetinden sonra Âşurâ günü orucunun farz ve vacip olma gibi bir hükmü kalmadıysa da, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) vefatından evvel Yahudilere muhalefet olsun diye Âşurâ gününü tek tutmamayı, ya bir gün önceki 9. günü, ya da bir gün sonraki 11. Günü ile birlikte tutmayı emir buyurdu.

Aşûrâ Günü Okunacak Duâlar

1- Şeyh Muhammed ibni Abdilhayy ed-Dâvûdî el-Kattān’ın “Mecmû‘a”sında zikredildiği üzere; Şeyh Ebu’l-Bekā el-Ömerî’nin, İbni Ferhûn’un “el-Mesâilü’l-melfûza” isimli eserinden nakline göre; Âşûrâ günü bu duâyı yedi kere okuyan o sene ölmez, eceli gelen ise okumaya muvaffak edilmez:

سُبْحَانَ اللّٰهِ مِلْاءَ الْمِيزَانِ وَمُنْتَهَى الْعِلْمِ وَمَبْلَغَ الرِّضَا وَزِنَةَ الْعَرْشِ لَا مَلْجَأَ وَلَا مَنْجَا مِنَ اللّٰهِ إِلَّا إِلَيْهِ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَدَدَ الشَّفْعِ وَالْوَتْرِ وَعَدَدَ كَلِمَاتِ اللّٰهِ التَّامَّاتِ كُلِّهَا أَسْأَلُكَ السَّلَامَةَ بِرَحْمَتِكَ يَاأَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ وَلَاحَوْلَ وَلَاقُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ وَهُوَ حَسْبِي وَنِعْمَ الْوَكِيلُ نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ وَصَلَّى اللّٰهُ وَسَلَّمَ عَلٰى خَيْرِ خَلْقِهِ مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

Anlamı:

Allâh-u Te‘âlâ’yı mîzân dolusunca, ilminin sonsuzluğunca, rızasına ulaşıncaya kadar ve Arş’ının tartısınca tesbîh ederim! Allâh-u Te‘âlâ’dan başkasına sığınılıp kaçılmaz, yine ancak O’na sığınılır!

Allâh-u Te‘âlâ’yı çiftlerin ve teklerin sayısınca ve tamam olan kelimelerinin tamamının sayısınca tesbîh ederim!

Ey acıyanların en merhametlisi! Senden rahmetinle (bütün belâlardan) selâmet isterim. O yüce ve büyük olan Allâh’ın yardımı olmadan hiçbir günahtan dönüş ve hiçbir ibadete kuvvet olamaz.O bana yeter! Ne güzel Vekîl’dir! Ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır! Allâh Te‘âlâ, mahlûkatının en hayırlısı olan Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’e ve âl-i ashâbının tamamına salât ve selâm eylesin!”[17]

2- Âşûrâ günü yetmiş kere bu duâyı okuyanı Allâh-u Te‘âlâ mağfiret buyurur:

حَسْبِيَ اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ

Anlamı:

“Allâh bana yeter! Ne güzel Vekîl’dir! Ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır!”[18]

3- Şihâbüddîn es-Sühreverdî (Kuddise Sirruhû)dan şöyle nakledilmiştir; Her kim bu duâyı âşûrâ günü üç kere okursa o sene ölmekten emin olur. Zira eceli takdir edilen kişiye o gün bu duâyı bu şekilde okumak nasip olmaz!

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

اَللّٰهُمَّ أَنْتَ الْأَبَدِىُّ الْقَدِيمُ، اَلْحَىُّ الْكَرِيمُ، اَلْحَنَّانُ الْمَنَّانُ، وَهٰذِهِ سَنَةٌ جَدِيدَةٌ! أَسْأَلُكَ فِيهَا الْعِصْمَةَ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ وَاَوْلِيَائِهِ وَالْعَوْنَ عَلٰى هٰذِهِ النَّفْسِ الْأَمَّارَةِ بِالسُّوءِ وَالْإِشْتِغَالَ بِمَا يُقَرِّبُنِي

إِلَيْكَ يَا كَرِيمُ! يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ. وَصَلَّى اللَّهُ وَسَلَّمَ عَلٰى سَيِّدِنَا وَنَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى أٰلِهِ وَصَحْبِهِ وَأَهْلِ بَيْتِهِ أَجْمَعِينَ

Anlamı:

‘Bütün hamdler, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a aittir! Salât-ü selâm, Efendimiz Muhammed’in ve âl-i ashâbının tamamının üzerine olsun!
Ey Allâhım! Sen Ebedî’sin, Kadîm’sin (başlangıcın ve sonun yoktur)! Hayy’sın, Kerîm’sin (hakikî hayat sahibi de, kerem sahibi de ancak Sensin)! Hannân’sın, Mennân’sın (son derece acıyan ve çokça lütuflarda bulunan Rabbimizsin)!
İşte bu yeni senedir! Ben bu sene Senden dilerim ki beni kovulmuş şeytandan ve onun dostlarından koruyasın, kötülüğü çokça emreden bu nefse karşı bana yardım edesin ve beni Sana yaklaştıran amellerle meşgul edesin.
Ey kerem sâhibi! Ey celâl ve ikrâm sahibi! Ey acıyanların en merhametlisi! Rahmetinle kabul eyle!’
Allâhü Te‘âlâ, Efendimiz ve peygamberimiz Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e, âl-i ashâbının ve Ehl-i Beyt’inin tamamına salât ve selâm eylesin!’ derse, şeytan: ‘Biz bu kişiden ümidi kestik!’ der ve Allâh (Celle Celâlühû) ona, kendisini sene boyunca koruyacak iki melek görevlendirir.”[19]

Âşûrâ Gününe Ait Fazîletli Bir Terkib

Rivayete göre: “Herkim âşûrâ gecesi abdest tazeleyip iki rekât namaz kıldıktan sonra, diz üstü çökmüş halde kıbleye yönelik vaziyette her birinin başında besmele çekerek üç yüz altmış Âyete’l-Kürsî okuduktan sonra kırk sekiz kere:

قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

âyet-i kerîmesini okur da, sonra on iki kere:

اَللّٰهُمَّ اِنَّ هَذِهِ لَيْلَةٌ جَدِيدَةٌ وَشَهْرٌ جَدِيدٌ وَسَنَةٌ جَدِيدَةٌ فَاَعْطِنِى اَللّٰهُمَّ خَيْرَهَا وَخَيْرَ مَا فِيهَا وَاصْرِفْ عَنِّى شَرَّهَا وَشَرَّ مَا فِيهَا وَشَرَّ فِتْنَتِهَا وَمُحْدَثَاتِهَا وَشَرَّ النَّفْسِ وَالْهَوَى وَالشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

Anlamı:

Ey Allâhım! İşte bu, yeni gecedir, yeni aydır ve yeni yıldır. Ey Allâhım! Bana onun hayrını da, onda bulunanların hayrını da nasip et.

Onun şerrini de, onda bulunanların şerrini de, onun fitnesinin şerrini de, onda meydana gelecek olan şeylerin şerrini de, nefsin ve kötü arzusunun şerrini de, kovulmuş şeytanın şerrini de benden çevir.” derse, peşine de Kur’ân-ı Kerim’den iktibas edilen dualardan dilediğiyle bitirir, defaat ile tesbih, tehlil ve salevattan sonra Müslüman erkek ve kadınların tümüne duâ yaparsa, o sene bütün kötülüklerden korunmuş olur.”[20]

Bir Sene Boyunca Hasta Olmamak İçin Yapılacak Bir Amel:

Âşûrâ günü bir miktar gül suyuna, her birinin başında besmele çekilerek ve suya bakılarak yedi Fâtiha okunup sonra o gül suyu başa ve yüze sürülürse o kişi bir daha ki seneye kadar illet ve dert görmez. Bu husus tecrübeyle sâbit olmuştur. [21]

Âşûrâ Günü Namazı

İmâm-ı Echûrî’nin naklettiği bir hadîs-i şerîfe göre;

رُوِيَ اَنَّهُ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ قَالَ: مَنْ صَلَّى فيهِ اَرْبَعَ رَكَعَاتٍ يَقْرَأُ فِى كُلِّ رَكْعَةٍ بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ مَرَّةً وَسُورَةِ الْاِخْلَاصِ خَمْسَ عَشْرَةَ مَرَّةً اَوْ اِحْدَى عَشْرَةَ مَرَّةً غَفَرَ اللَّهُ لَهُ ذُنُوبَ خَمْسِينَ عَامًا مَاضِيًا وَخَمْسِينَ عَامًا مُقْبِلًا وَمَنْ صَلَّى فِيهِ رَكْعَتَيْنِ فَكَأَنَّمَا تَقَرَّبَ اِلَى اللَّهِ تَعَالٰى بِاَعْمَالِ الصِّدِّيقِينَ

“Âşûrâ günü her rekâtta bir Fâtiha, onbir veya onbeş İhlâs okuyarak dört rekât kılan kişinin elli sene geçmiş, elli sene de gelecek günahlarını Allâhü Te‘âlâ mağfiret eder. O gün iki rekât dahi kılan bütün sıddıkların amelleriyle Allâhü Te‘âlâ’ya yakınlaşmış gibi olur.”[22]

Âşûrâ Günü Selamlaşmanın Ehemmiyeti

Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlardır:

“Âşûrâ gününde on Müslümana selâm veren kimse, bütün Müslümanlara selâm vermiş gibidir.”

Âşûrâ Günü, İmkân Dâhilinde Şu Oniki Haslet İşlenir

1- Tevbe ve istiğfarda bulunmak.
2-  (Farz namazlar dışında nâfile) Namaz kılmak,
3- Oruç tutmak,
4- Sıla-i rahim (akrabayı arayıp sormak)
5- Sadaka vermek,
6- (Boy abdesti) Gusül (almak),
7- Sürme çekmek,
8- Bir âlimi ziyâret etmek,
9- Bir hastayı ziyaret etmek,
10- Yetim başı sıvazlamak,
11- Çoluk çocuğa bolluk yapmak,
12- İhtiyaç sahiplerini yedirip içirmek,
13- Tırnak kesmek,
14- Bir Mü’mini iftar ettirmek,
15- Bin kere İhlâs Sûresi okumak.
16- İnsani ilişkilerde daha özenli ve dikkatli olmak.
17- Âhirete intikal etmiş yakınlarımıza ve bütün Mü’minlere duâ etmek.

Rabbimiz Azze ve Celle, yapmış olduğunuz ve yapacak olduğunuz cümle amelleri, dergâh-ı izzetinde kabul ve makbul buyursun. Âmîn.

Dipnotlar


[1] Zendûsî, Ravzatü’l-Ulemâ
[2] Buhârî, “Savm”, 69; Müsned, VI, 29-30
[3] Müsned, II, 57, 143
[4] Müsned, VI, 244
[5] Bk. Buhârî, “Savm”, 69; Müsned, II, 359-360
[6] Levililer, 16/ 30-34, 23/27
[7] Buhârî, “Savm”, 69
[8] Yusuf Şevki Yavuz, Dia, Cilt:4, Sayfa 24,26’dan özetlenmiştir.
[9] Buhâri, Tefsir: 229, no: 4460
[10] Buhâri, Savm:46, no: 1859, 2/692
[11] İbni Ebî Şeybe, el-Musannef, no:9446, 3/55
[12] Taberânî, el,Mu’cemü’l-Kebîr, no: 11253, 11/127; Beyhakî, eş-Şu’ab no:3780, 3/362
[13] Müslim, Sıyâm:20, no:2722, 3/151; Ebû Dâvûd, Savm:66 no:2447, 2/302
[14] Ebu Davud 2437, Nesei 2410
[15] Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, no:2145, 4/52; Beyhakî, es,Sünen’ül-kübrâ, no:8667,
4/287
[16] Taberâni Mucemu’l-Evsad, Tergib ve Terhib 2/466
[17] Muhammed Ebu’l-Yüsr Âbidîn, el-Evrâdü’d-dâime, sh:92
[18] Muhammed ibni Hatîruddîn, el-Cevâhiru’l-hams, Millet Genel Kütüphanesi, kısım: Reşid
Efendi, kayıt no:506, varak:19
[19] Allâme Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis:1/156; Mâü’l-ayneyn, Na‘tü’l-bidâyât, sh:165
[20] Mâü’l-ayneyn, Na‘tü’l-bidâyât, sh:166
[21] Muhammed Ebu’l-Yüsr Âbidîn, el-Evrâdü’d-dâime, sh:93
[22] Mâü’l-ayneyn, Na‘tü’l-bidâyât, sh:16


 

Âşûrâ Orucu ve Namazı

Âşûrâda oruç tutmanın fazileti konusunda sahih hadisler bulunmaktadır.

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)  Bu günü sürekli oruçla geçirmiş, sahabesine de böylece emretmiştir. Nitekim İbnu Abbas (Radıyallâhu Anhümâ) şöyle anlatmıştır:

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Madine’ye geldiğinde Yahudiler Âşurâ gününde oruç tutuyorlardı. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Onlara (bunun hikmetinden) sorunca: Bugün Hazreti Mûsâ (Aleyhisselâm)ın Firavun’a karşı galip geldiği gündür. (Biz de bugünü kutlamak için oruç tutuyoruz) dediler.

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de“Biz Musâ’ya (hürmet etmeye) onlardan daha layığız. Öyleyse siz de o gün oruç tutun” buyurdu.[1]

Yine bu konuda Rubeyyi binti Muavviz İbni Afrâ (Radıyallahu Anhâ) şöyle anlatmıştır:

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Âşurâ sabahı Medine’nin etrafında bulunan ensâr köylerine: “Her kim sabahladığında bir şey yemediyse gününün kalan kısmını (oruca niyet edip yemeyerek) tamamlasın. Herkim oruca niyet ederek sabahladıysa (gün boyu) oruç tutsun” diye haber yolladı. Artık biz o günü oruç tutar olduk, çocuklarımıza da tutturuyorduk. Biz onlara renkli pamuktan oyun malzemesi yapıyorduk. Onlardan biri yemek için ağladığı zaman iftar oluncaya kadar eline o oyuncağı veriyor (böylece onu oyalıyor)duk”[2]

Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh)dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: ‘’Âşurâ günü peygamberlerin kendisinde oruç tuttuğu bir gündür. Öyleyse siz de o gün oruç tutun.’’[3]

İbnu Abbâs (Radıyallahu Anhümâ)dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Oruç hususunda hiçbir gün için (diğer güne karşı)üstünlük yoktur ancak ramazan ayı ve âşurâ günü (bu husustan) müstesnadır. (onlarda tutulan oruç senenin diğer günlerine göre fazilet bakımından çok daha ayrıcalıklıdır.)[4]

Yahudilere muhalefet olması için Âşurâ günü ile birlikte Muharremin dokuzuncu veya on birinci günlerinde de oruç tutulmalıdır. Nitekim İbnu Abbâs (Radıyallahu Anhümâ) şöyle anlatmıştır: Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Âşurâ günü oruç tuttuğunda (bize de) o günde oruç tutmayı emretti. (Sahabe-i kiram) “Yâ Rasûlellâh! Ama öyle bir gündür ki, Yahudiler ve Hıristiyanlar da o güne tâzim ediyor (ve o gün oruç tutuyor)lar” dediler. Bunun üzerine Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “İnşallah önümüzde ki sene olduğunda (Âşurâ gününe onlardan daha çok tazim ettiğimizi göstermek ve onlara benzememek için muharremin Âşurâ gününden bir önceki gün olan) dokuzuncu günde de oruç tutalım”buyurdu. (Ama ne yazık ki) önümüzdeki sene gelmeden Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) vefat etti”[5]

Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in eşlerinden bazısından rivayet edildiğine göre: “Rasûlullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Zilhicce’nin dokuz günü, Aşure günü, her aydan üç gün ve ayın ilk Pazartesi ve Perşembesi oruç tutardı.[6]

İbnu Abbâs (Radıyallahu Anhümâ)dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Âşurâ gününde oruç tutun ve o günde (ki orucunuzda) Yahudilere muhalefet edin. (Yani) öncesinde veya sonrasında da bir gün oruç tutun.”[7]

Ebû Said el-Hudrî (Radiyallahu Anh) şöyle dedi: Rasûlullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “…Kim, Âşure orucu tutarsa o kişinin bir yıllık günahı bağışlanır.”[8]

Bu zikredilen hadisi- şerîf ve rivayetlerden, şu birkaç husus ortaya çıkmıştır:
a) Âşurâ günü orucu İsrailoğullarına tek gün olarak farz edilmişti.
b) Câhiliyet ehli de eski dinden bakiye olarak o gün oruç tutuyorlardı.
c) Ramazan farz edilmeden önce Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve Müslümanlar o gün oruç tutmuşlardı.
d) Ramazanın farziyetinden sonra Âşurâ günü orucunun farz ve vacip olma gibi bir hükmü kalmadıysa da, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) vefatından evvel Yahudilere muhalefet olsun diye Âşurâ gününü tek tutmamayı, ya bir gün önceki 9. günü, ya da bir gün sonraki 11. Günü ile birlikte tutmayı emir buyurdu.
Âşûrâ Günü Namazı

İmâm-ı Echûrî’nin naklettiği bir hadîs-i şerîfe göre;

رُوِيَ اَنَّهُ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ قَالَ: مَنْ صَلَّى فيهِ اَرْبَعَ رَكَعَاتٍ يَقْرَأُ فِى كُلِّ رَكْعَةٍ بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ مَرَّةً وَسُورَةِ الْاِخْلَاصِ خَمْسَ عَشْرَةَ مَرَّةً اَوْ اِحْدَى عَشْرَةَ مَرَّةً غَفَرَ اللَّهُ لَهُ ذُنُوبَ خَمْسِينَ عَامًا مَاضِيًا وَخَمْسِينَ عَامًا مُقْبِلًا وَمَنْ صَلَّى فِيهِ رَكْعَتَيْنِ فَكَأَنَّمَا تَقَرَّبَ اِلَى اللَّهِ تَعَالٰى بِاَعْمَالِ الصِّدِّيقِينَ

“Âşûrâ günü her rekâtta bir Fâtiha, onbir veya onbeş İhlâs okuyarak dört rekât kılan kişinin elli sene geçmiş, elli sene de gelecek günahlarını Allâh Te‘âlâ mağfiret eder. O gün iki rekât dahi kılan bütün sıddıkların amelleriyle Allâh Te‘âlâ’ya yakınlaşmış gibi olur.”[9]

Dipnotlar


[1] Buhâri, Tefsir: 229, no: 4460
[2] Buhâri, Savm:46, no: 1859, 2/692
[3] İbni Ebî Şeybe, el-Musannef, no:9446, 3/55
[4] Taberânî, el,Mu’cemü’l-Kebîr, no: 11253, 11/127; Beyhakî, eş-Şu’ab no:3780, 3/362
[5] Müslim, Sıyâm:20, no:2722, 3/151; Ebû Dâvûd, Savm:66 no:2447, 2/302
[6] Ebu Davud 2437, Nesei 2410
[7] Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, no:2145, 4/52; Beyhakî, es,Sünen’ül-kübrâ, no:8667, 4/287
[8] Taberâni Mucemu’l-Evsad, Tergib ve Terhib 2/466
[9] Mâü’l-ayneyn, Na‘tü’l-bidâyât, sh:167

 


 

Âşûrâ Günü Okunacak Dualar

1- Şeyh Muhammed ibni Abdilhayy ed-Dâvûdî el-Kattān’ın “Mecmû‘a”sında zikredildiği üzere; Şeyh Ebu’l-Bekā el-Ömerî’nin, İbni Ferhûn’un “el-Mesâilü’l-melfûza” isimli eserinden nakline göre; Âşûrâ günü bu duâyı yedi kere okuyan o sene ölmez, eceli gelen ise okumaya muvaffak edilmez:

سُبْحَانَ اللّٰهِ مِلْاءَ الْمِيزَانِ وَمُنْتَهَى الْعِلْمِ وَمَبْلَغَ الرِّضَا وَزِنَةَ الْعَرْشِ لَا مَلْجَأَ وَلَا مَنْجَا مِنَ اللّٰهِ إِلَّا إِلَيْهِ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَدَدَ الشَّفْعِ وَالْوَتْرِ وَعَدَدَ كَلِمَاتِ اللّٰهِ التَّامَّاتِ كُلِّهَا أَسْأَلُكَ السَّلَامَةَ بِرَحْمَتِكَ يَاأَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ وَلَاحَوْلَ وَلَاقُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ وَهُوَ حَسْبِي وَنِعْمَ الْوَكِيلُ نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ وَصَلَّى اللّٰهُ وَسَلَّمَ عَلٰى خَيْرِ خَلْقِهِ مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

Anlamı:

Allâh-u Te‘âlâ’yı mîzân dolusunca, ilminin sonsuzluğunca, rızasına ulaşıncaya kadar ve Arş’ının tartısınca tesbîh ederim! Allâh-u Te‘âlâ’dan başkasına sığınılıp kaçılmaz, yine ancak O’na sığınılır!

Allâh-u Te‘âlâ’yı çiftlerin ve teklerin sayısınca ve tamam olan kelimelerinin tamamının sayısınca tesbîh ederim!

Ey acıyanların en merhametlisi! Senden rahmetinle (bütün belâlardan) selâmet isterim. O yüce ve büyük olan Allâh’ın yardımı olmadan hiçbir günahtan dönüş ve hiçbir ibadete kuvvet olamaz.O bana yeter! Ne güzel Vekîl’dir! Ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır! Allâh Te‘âlâ, mahlûkatının en hayırlısı olan Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’e ve âl-i ashâbının tamamına salât ve selâm eylesin!”[1]

2- Âşûrâ günü yetmiş kere bu duâyı okuyanı Allâh-u Te‘âlâ mağfiret buyurur:

حَسْبِيَ اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ

Anlamı:

“Allâh bana yeter! Ne güzel Vekîl’dir! Ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır!”[2]

3- Şihâbüddîn es-Sühreverdî (Kuddise Sirruhû)dan şöyle nakledilmiştir; Her kim bu duâyı âşûrâ günü üç kere okursa o sene ölmekten emin olur. Zira eceli takdir edilen kişiye o gün bu duâyı bu şekilde okumak nasip olmaz!

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

اَللّٰهُمَّ أَنْتَ الْأَبَدِىُّ الْقَدِيمُ، اَلْحَىُّ الْكَرِيمُ، اَلْحَنَّانُ الْمَنَّانُ، وَهٰذِهِ سَنَةٌ جَدِيدَةٌ! أَسْأَلُكَ فِيهَا الْعِصْمَةَ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ وَاَوْلِيَائِهِ وَالْعَوْنَ عَلٰى هٰذِهِ النَّفْسِ الْأَمَّارَةِ بِالسُّوءِ وَالْإِشْتِغَالَ بِمَا يُقَرِّبُنِي

إِلَيْكَ يَا كَرِيمُ! يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ. وَصَلَّى اللَّهُ وَسَلَّمَ عَلٰى سَيِّدِنَا وَنَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى أٰلِهِ وَصَحْبِهِ وَأَهْلِ بَيْتِهِ أَجْمَعِينَ

Anlamı:

‘Bütün hamdler, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a aittir! Salât-ü selâm, Efendimiz Muhammed’in ve âl-i ashâbının tamamının üzerine olsun!
Ey Allâh! Sen Ebedî’sin, Kadîm’sin (başlangıcın ve sonun yoktur)! Hayy’sın, Kerîm’sin (hakikî hayat sahibi de, kerem sahibi de ancak Sensin)! Hannân’sın, Mennân’sın (son derece acıyan ve çokça lütuflarda bulunan Rabbimizsin)!
İşte bu yeni senedir! Ben bu sene Senden dilerim ki beni kovulmuş şeytandan ve onun dostlarından koruyasın, kötülüğü çokça emreden bu nefse karşı bana yardım edesin ve beni Sana yaklaştıran amellerle meşgul edesin.
Ey kerem sâhibi! Ey celâl ve ikrâm sahibi! Ey acıyanların en merhametlisi! Rahmetinle kabul eyle!’
Allâh Te‘âlâ, Efendimiz ve peygamberimiz Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e, âl-i ashâbının ve Ehl-i Beyt’inin tamamına salât ve selâm eylesin!’ derse, şeytan: ‘Biz bu kişiden ümidi kestik!’ der ve Allâh (Celle Celâlühû) ona, kendisini sene boyunca koruyacak iki melek görevlendirir.”[3]

Âşûrâ Gününe Ait Fazîletli Bir Terkib

Rivayete göre: “Herkim âşûrâ gecesi abdest tazeleyip iki rekât namaz kıldıktan sonra, diz üstü çökmüş halde kıbleye yönelik vaziyette her birinin başında besmele çekerek üç yüz altmış Âyete’l-Kürsî okuduktan sonra kırk sekiz kere:

قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

âyet-i kerîmesini okur da, sonra on iki kere:

اَللّٰهُمَّ اِنَّ هَذِهِ لَيْلَةٌ جَدِيدَةٌ وَشَهْرٌ جَدِيدٌ وَسَنَةٌ جَدِيدَةٌ فَاَعْطِنِى اَللّٰهُمَّ خَيْرَهَا وَخَيْرَ مَا فِيهَا وَاصْرِفْ عَنِّى شَرَّهَا وَشَرَّ مَا فِيهَا وَشَرَّ فِتْنَتِهَا وَمُحْدَثَاتِهَا وَشَرَّ النَّفْسِ وَالْهَوَى وَالشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

Anlamı:

Ey Allâh! İşte bu, yeni gecedir, yeni aydır ve yeni yıldır. Öyleyse ey Allâh! Bana onun hayrını da, onda bulunanların hayrını da nasip et.

Onun şerrini de, onda bulunanların şerrini de, onun fitnesinin şerrini de, onda meydana gelecek olan şeylerin şerrini de, nefsin ve kötü arzusunun şerrini de, kovulmuş şeytanın şerrini de benden çevir.” derse, peşine de Kur’ân-ı Kerim’den iktibas edilen dualardan dilediğiyle bitirir, defaat ile tesbih, tehlil ve salevattan sonra Müslüman erkek ve kadınların tümüne duâ yaparsa, o sene bütün kötülüklerden korunmuş olur.”[4]

Bir Sene Boyunca Hasta Olmamak İçin Yapılacak Bir Amel:

Âşûrâ günü bir miktar gül suyuna, her birinin başında besmele çekilerek ve suya bakılarak yedi Fâtiha okunup sonra o gül suyu başa ve yüze sürülürse o kişi bir daha ki seneye kadar illet ve dert görmez. Bu husus tecrübeyle sâbit olmuştur. [5]

Âşûrâ Günü Selamlaşmanın Ehemmiyeti

Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlardır:

“Âşûrâ gününde on Müslümana selâm veren kimse, bütün Müslümanlara selâm vermiş gibidir.

Âşûrâ Günü, İmkân Dâhilinde Gerçekleştirilecek Güzel Ameller

1- Tevbe ve istiğfarda bulunmak.
2- (Farz namazlar dışında nâfile) Namaz kılmak,
3- Oruç tutmak,
4- Sıla-i rahim (akrabayı arayıp sormak)
5- Sadaka vermek,
6- (Boy abdesti) Gusül (almak),
7- Sürme çekmek,
8- Bir âlimi ziyâret etmek,
9- Bir hastayı ziyaret etmek,
10- Yetim başı sıvazlamak,
11- Çoluk çocuğa bolluk yapmak,
12- İhtiyaç sahiplerini yedirip içirmek,
13- Tırnak kesmek,
14- Bir Mü’mini iftar ettirmek,
15- Bin kere İhlâs Sûresi okumak.
16- İnsani ilişkilerde daha özenli ve dikkatli olmak.
17- Âhirete intikal etmiş yakınlarımıza ve bütün Mü’minlere duâ etmek.

Rabbimiz Azze ve Celle, yapmış olduğunuz ve yapacak olduğunuz cümle amelleri, dergâh-ı izzetinde kabul ve makbul buyursun. Âmîn.

Dipnotlar


[1] Muhammed Ebu’l-Yüsr Âbidîn, el-Evrâdü’d-dâime, sh:92
[2] Muhammed ibni Hatîruddîn, el-Cevâhiru’l-hams, Millet Genel Kütüphanesi, kısım: Reşid
Efendi, kayıt no:506, varak:19
[3] Allâme Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis:1/156; Mâü’l-ayneyn, Na‘tü’l-bidâyât, sh:165
[4] Mâü’l-ayneyn, Na‘tü’l-bidâyât, sh:166
[5] Muhammed Ebu’l-Yüsr Âbidîn, el-Evrâdü’d-dâime, sh:93

email

Hafız Yetiştiriyorum

Bir yorum ekleyin